Kayıtlar

Ekim, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Çocuğu Bir Köy Büyütür

Resim
Bir Çocuğu Bir Köy Büyütür: Psikolojik Gelişimde Aileden Topluma Geçiş Merhaba sevgili okurlar, Bugün, mesleki yolculuğumda beni en çok düşündüren ve bakış açımı kökten değiştiren bir Afrika atasözünden yola çıkarak, çocuk gelişiminin derinliklerine inmek istiyorum: "Bir çocuğu bir köy büyütür." Belki daha önce duydunuz; ancak ben, bir uzman psikolojik danışman olarak, çocuklarla çalışmaya başladığımdan bu yana bu cümlenin çarpıcılığını her gün yeniden deneyimliyorum. İlk duyduğumda zihnimde adeta bir ampul yanmıştı; çünkü bu kısa cümle, bir çocuğun kişiliğini, inançlarını ve dünyayla kurduğu ilişkiyi nelerin oluşturduğuna dair bildiğim her şeyi özetliyor, hatta genişletiyordu. Klasik Tartışma ve Yeni İdrak Üniversitenin ilk yıllarında, psikoloji alanındaki her öğrenci gibi bize de o klasik soru sorulmuştu: "Bir insanın kişiliği doğuştan mı yoksa çevre yoluyla mı gelişir?" Hemen cevaplamıştım, "Elbette her ikisi de!" Genetik mirasımızın ve içinde doğduğ...
Resim
  Psikolojik Bir Savunma Mekanizması Olarak "Kedi" "Ben özlemedim ki seni, kedi özledi." Bu dize, bir savunma mekanizmasının, özellikle de yansıtma (projection) ve inkâr (denial) mekanizmalarının ustaca bir ifadesidir. Ben, yani şarkının öznesi, aslında yoğun bir özlem ve pişmanlık yaşıyor. Ancak bu güçlü, belki de benlik saygısını zedeleyici duyguyu doğrudan kabul etmek yerine, onu "kedi" adlı bir aracıya yüklüyorum. Özlem duymadım mı sanıyorsun? Hayır. Duygularımın beni zayıf göstermesinden korktuğum için o kocaman boşluğu hayvanıma, kedime, yansıtıyorum. 'Ben özlemedim' derken aslında 'Bu özlem o kadar büyük ve can yakıcı ki, onu taşıyacak gücüm yok, o yüzden onu benden daha küçük, daha masum bir varlığa, bir kedinin içgüdüsel sevgisine havale ediyorum' demek istiyorum. Kedi, benim alter egom , kabul edemediğim duygularımın dışavurumu. Kedinin tarifi, "Çok severmişsin onu, doyamaz öpermişsin, sarılıp uyurmuşsun," aslında bizi...

Akran Zorbalığı Önleme 101

Resim
 Akran Zorbalığı Önleme 101: Ebeveynleri Cezalandırmak Mı ? Akran zorbalığı, basitçe geçiştirebileceğimiz bir “çocukça kavga” değil. Bir çocuğun ya da küçük bir grubun kasıtlı olarak, tekrarlayan biçimde ve güç dengesizliğinden yararlanarak başka birine zarar vermesi demek. Burada üç unsur var: niyet (kasıt), süreklilik (tekrarlanma) ve güç dengesizliği . Fiziksel şiddet, alay etme, dışlama, dedikodu çıkarma, sosyal ağlarda taciz… Hepsi zorbalığın farklı yüzleri. Dijital dünyada (siber zorbalık) zaten tek tıkla bir çocuğun hayatı birkaç dakika içinde zehirlenebiliyor — izleri uzun süre kalıyor. Zorbalığın sonuçları hafife alınamaz: benlik saygısında düşüş, kaygı, depresyon, okul başarısında gerileme, kronik uyku sorunları, hatta bazı vakalarda intihar düşünceleri. Bu yüzden mesele “çocuklar arasında ara sıra gerginlik” değil — ruh sağlığı, okul güvenliği ve toplumsal adalet meselesi. Bazı “çözümler”se… işte oralardan geçelim Çoğu uzman, eğitimci ve veli elinden geleni yapmaya çalış...

Seven ''Böyle'' Yapmaz!

Resim
 Seven ''Böyle'' Yapmaz! Bugünkü konuğumuz “Seven Ne Yapmaz?” şarkısı. Benim bu şarkıyla tanışmam, aynı adı taşıyan Yeşilçam filmi sayesinde oldu. Eğer hâlâ izlemediyseniz, kolaylıkla buradan ulaşabilirsiniz. Kartal Tibet ve Hülya Koçyiğit’in büyüsüne kapılmamak neredeyse imkânsız; film, izleyiciyi amansız bir aşka yenik düşürüyor. İçinde aşk kadar öfke, saplantı ve intikam da var. Filme adını veren şarkının sözleri ise şöyle: “Bana kollarını uzatsan biraz Sana kul olurum, seven ne yapmaz Gel öldür bu ömür böyle tükensin Sana bin can feda, seven ne yapmaz” “Bu gönül uğruna neye katlanmaz Öl desen ölürüm, seven ne yapmaz Gel öldür bu ömür böyle tükensin Sana bin can feda, seven ne yapmaz” Ne kadar içli bir şarkı, değil mi? Ne de güzel bir aşk… Ama ben artık bu şarkıya böyle bakamıyorum. Psikolojik Bakış: Kaygılı Bağlanma Bu şarkıyı incelerken bağlanma türlerinden kaygılı bağlanma tipini kolaylıkla seçebiliyorum. “Sana kul olurum”, “Öl desen ölürüm”, “Sana bi...

Pygmalion Etkisi Bir Tuzak Mı?

Resim
Pygmalion Etkisi: Bir Tuzak Mı? Pygmalion etkisini daha önce duydunuz mu bilmiyorum. Ben bu sabah Psychology Today ’de bir yazıya denk geldim, üzerine biraz araştırma yapınca zihnimde birçok çağrışım oluştu. Adından da anlaşılacağı üzere Pygmalion, kökenini Yunan mitolojisinden alan bir hikâye. Kahramanımız Kıbrıs’ta yaşayan, çok yetenekli bir heykeltıraş. Çevresindeki kadınlarda aradığını bulamayan Pygmalion, fildişinden kendi “ideal kadını”nı yaratır. Heykel o kadar gerçektir ki görenler onun canlı olup olmadığından emin olamaz. Pygmalion ise bu heykele, yani Galatea ’ya, gerçekmiş gibi bağlanır. Onunla vakit geçirir, ona hediyeler alır, adeta heykelin ruhu varmış gibi yaşar. Efsaneye göre Pygmalion’un aşkı o kadar büyüktür ki, Afrodit’in festivalinde tanrıçaya dua eder. Galatea’nın adını anamaz, fakat “fildişi kızımın benzeri bir eş” diler. Bir gün yine Galatea’yı öptüğünde, soğuk ve sert bir dudağın yerini sıcak ve yumuşak bir dudak alır. Afrodit dileğini kabul etmiş, Galatea’ya ha...